1 Nisan 2024 Pazartesi

 Bir gün bir kitapta okumuştum. Durup dururken modunuz düşüyorsa ve sebebini bulamıyorsanız sizin bile farkında olmadığınız bilinçaltınızda bulunan travmalardan olabilirmiş. Bunu okuduktan sonra benim farkında olmadığım travmam nedir acaba diye sorguluyordum.

 Yaşım ilerledikçe birkaç ipucu buldum. Bir çocuk için anne ve baba figürünün ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Çocuğunla arkadaş gibi olmak güzel tabii fakat bunun da dozu var. Bir seferinde de psikoloğum bana ebeveynler çocuğun önünde güçsüz durmamalı, çocuğun önünde gardını indirdiğinde çocuk, ebeveynlik görevini üstlenmeye başlayıp kendine sorumluluk yüklüyormuş. Bu noktadan sonra roller değiştiği için hayatla sürekli tek başına mücadele etmeye çalışan bireyler oluyormuşuz. Bulgular gösteriyor ki ailemizi seçemiyoruz. Ama neyin ne olduğunu öğrenirsek olayları farklı pencereden değerlendirebiliyoruz. Kolay mı? Asla.

 Üzerinize yüklenen saçma sorumluluklar. Hayatta ders vermek adına size sürekli olumsuzu tekrarlayan sesler. Mutlu olamamış insanlar tarafından, ne olursa olsun her şeyin sonunda mutsuzlukla biteceği ve gelip geçici hevesler yaşadığınıza inandırmaya çalışanlar. Yaşanılan tecrübeleri aktarmaya çalışırken sanki aynı kaderi sizin de yaşayacağınızı dikte edenler. Sizi bir yoldan götürmeye çalışanlar. Belli bir kalıba sokmadığını zannedip o kalıpta ısrarcı olanlar. Kendi içsel sorununu çözememiş sıkışıp kalmış ruhların, kendisinde bir sorun yokmuşçasına sizin neden öyle olduğunuzu sorgulayanlar. Kendi istediği şey dışında başka bir seçenek bulduğunuzda veya farklı düşündüğünüzde size tepki koyanlar. Sizi tanıdığını düşünüp acımasız eleştiri yapanlar. Kimi zaman kendi suçlarını size yıkanlar. Sömürülmeye çalışılan duygular.

Bunların hepsi farkında olmadan insanı bunalıma sokuyor işte. Bu çevreyle büyüyüp bi anda durup dururken içiniz sıkılıyor işte benim gibi. Ya da hayatta bi anlam aramaya çalışıyorsunuz yersiz bir şekilde. Sanki hiçbir şey başarmamış veya başaramayacak gibi hissetmeye mahkum ediliyorsunuz. Bu fark etmeden karakterinizi şekillendiriyor. Sorunlarla başa çıkma şekliniz bile bununla paralel gidiyor. Fark ettiğinizde bu sınırdan çıkmak bir hayli zorlu oluyor. Ama kim bilir belki labirentin ucuna bir gün ulaşırız.


18 Ağustos 2023 Cuma

Dünyada cenneti yaşamak

(İşaret) Kalbini açtığınız birinin sizi her seferinde gururlandırması çok güzel bir his. Gururlandırmak derken, sizin için yaptığı küçük jestlerde "iyi ki" diyebilmek. Iyi ki bu adam/kadın.

Daha önce hiç böyle sevilmediğinizi düşündüren birinden bahsediyorum. En kötü hissettiğiniz anda, hatta kendinize katlanamadığınızda bile size omuz olan, el uzatan, hatta bazen siz görmemekte inat etseniz bile sessizce orada oturup sizinle birlikte fırtınanın dinmesini bekleyen birinden.
Sevmek için acele etmeyen, her güne sevgisini yayarak seven biri.
Kalbinizi böyle bir insana açtığınızda, her şey daha katlanabilir geliyor. Her şeyin iyi gitmeyeceğini biliyorsunuz ama el ele baş edebileceğinizi bilmenin güveni inanılmaz bir duygu.
Birbirinizi olduğunuz gibi kabul etmeniz, dinlemeyi bilmeniz, fedakarlık yapmanız, eğlenmeniz, gerektiğinde çocuk gibi şımarmanız, sevgiyi söze dökmeye gerek duymadan hissetmeniz, aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlamanız, bazen aynı manzarada birlikte susmanız, birlikteyken de başka şekillerde eğlenebilmeniz, birbirinizin hayatına ve çevresine saygı duymanız bunların hepsini ve daha fazlasını birinde bulup yaşamak var ya, bu dünyada cenneti yaşamaktır.

Bu duyguları ilk kez hissettiğim için paylaşmak istedim. Uzun zaman sonra demiyorum. Çünkü daha önce biri için, bu insan benimle cehenneme bile gelir dememiştim. 

30 Mayıs 2023 Salı

Değişmeyen Tek Şey Değişimin Kendisidir

Fark etmeden ne çok kabuk bağlıyor insan, hayatımız boyunca ne çok yara alıyoruz.
Vücudumuz, zihnimiz bizi korumaya o kadar odaklı ki,
Olumsuz koşulları iyileştirmek ya da onlara direnebilmek için müthiş bir çaba içinde.
Bu yüzden de farkında olmadan oluşturduğumuz çok kabuk var.

Anlamlandıramadığımız duyguların, ruh değişikliklerinin arkasında bir çok sebep olabilir.
Biraz kendi içinize döndüğünüzde,
Kabuklarınızla tanışıp, kaldırmaya çalıştığınızda altındaki sebeplere çok şaşıracaksınız.
Herkesin hikayesi tam burada başlıyor.

Hiçbirimiz sorunsuz bir hayat yaşamıyoruz, bu sorunlar bizi kimi zaman tanıyamadığımız birine dönüştürebilir, 
Yeni bir benlik oluşturdum sanabilirsiniz veyahut çevreden çok değiştin yorumlarına maruz kalabilirsiniz.
İnsanız, değişeceğiz. O kadar normal ki değişmemiz, hep aynı kalırsak orada bir sıkıntı var demektir.
Değişirsek gelişiyoruz demektir.

Keşfedeceğimiz çok şey var. Dilerim ki hayat sana, fark etmeden açılan yaraları iyileştirecek gücü ve zamanı verir. Kabuklarını kırdığında bir daha "eski sen"i bulamayacaksın bunu bilmeni isterim. Bu kötü bir şey değil, kendinin en iyi versiyonunun bu şekilde bulacaksın. Geçmişi ve aldığın yaraları değiştiremezsin ama iyileştirerek geleceğe çok daha sağlam adımlar atabilirsin. Hayat sana bunu görebilme fırsatı verir umarım.

10 Mayıs 2023 Çarşamba

Soykırım

















 Bir kitap bitirdim. Adı "Kuklacı Çocuk". Nazilerin Yahudilere yaptığı soykırım sırasında Varşova'da yaşayan 13 yaşındaki bir çocuğun Ghetto'da kukla gösterileriyle hayatta kalma macerasını anlatıyor. Kitabın sonunda gerçekten yaşamış ve bu savaşta önemli işler yaparak adını duyuran bir kaç Yahudi'nin adları ve yaptıklarından kısaca bahsetmiş. Kahramanları teker teker araştırırken, soykırım sırasında çekilen fotoğraflara rastgeldim haliyle. Auschwitz'deki zulümleri okudum. 

 2019'da Polonya'da Erasmus için 4-5 ay kadar kalmıştım. Ben Auschwitz'in gerçekliğiyle orada
tanıştım. Fakat gitmeye cesaret edemedim ne yazık ki. O dönemde oda arkadaşlarımın ikisi de Auschwitz'e gitmişti. Gördüklerini ağlamaklı bir şekilde anlatıyorlardı. Portekizli arkadaşım "Her insanın görmesi gerekiyor. Orada yaşanılanlar insanlık dışı. Bunu unutmamak gerekiyor." demişti. Yine de kendimde o cesareti bulup gidememiştim. Krakow'a gidip 24 saat içinde geri dönmek zorunda kalmıştım zaten. Şimdi internette bu bataklığa düştükçe ekstra şeyler çıktı karşıma. Kamptaki mahkumlardan oluşan Sonderkommando denilen ekibin gizlice insanlar yakılırken çektiği bulanık fotoğraflar düştü. 14 yaşında zayıflıktan mı yoksa ölüm raporunda yazan "kalbine fenol enjeksiyonu"ndan mı öldüğü bilinmeyen kamptaki 1.300.000 kişi arasında "on sekiz yaşından küçük yaklaşık 230.000 çocuk ve gençten" biri olan Czeslawa Kwoka'nın masum fotoğrafları düştü. Dikenli teller ardından bakan çocuklar, çizgi pijamalı insanlar, saçları kesilmiş kadınlar. Kadınların üzerinde deney yapılan odalar. Kesilen saçların biriktirilmesi ve yaklaşık 10,000 kg saç bulunması. Yakılan insanların dişlerinden ayda 10-12 kg altın çıkarılması. Bir kümes gibi tahta üzerinde yatılan ranzalar. Ölüm duvarı, Krematoryumlar, gaz odaları, insanların üzerinden çıkarılan giysiler, gözlükler, yazılmış mektuplar... 
Sonu asla gelmiyor. Araştırdıkça yeni zalimlikle karşılaşıyorsunuz. Chelmno, Belzec, Sobibor, Treblinka... Bu zulümler yaşanmış, filmler, kitaplar yapmışlar bu zulmü kullanarak. Gerçekten Dünya'ya duyurmak için mi yoksa yine insanlığın maddeye duyduğu büyük açlığından mı bilemiyorum. Bunlara bakarken aklıma 2016 yılında Berlindeki Jewish Museum'a gittiğim geldi. Yaptıkları bu soykırıma üzülüyormuş gibi Yahudilerin anısına müze yapmışlar başkentlerinde, çok dokunaklı değil mi? 2016 yılında eğer daha farkında olabilseydim bazı şeylerin müzenin önüne tükürürdüm herhalde..

 Bugün sadece Auschwitz'de kayıtlı, yitirilmiş 1,080,000-1,085,000 can. Biliyorum ki Holocaust ve II. Dünya savaşında çok daha fazlası var.  Dağılmış onca hayat ve bu hayatların hikayeleri. İnsan, insana bu kötülüğü neden yapar ki? Tek bir Dünya var yaşadığımız, hangi toprakta hangi ırka ait olduğumuz farketmez, aynı kaynakları kullanıyoruz. Hepimiz insanız. Neden bu doyumsuzluk ve ego, neyin savaşı bu? Nasıl bir zalimlik? Bir taraf kaybederken diğer taraf kazanıyor mu gerçekten? Bu vahşette kazanan yok. Bir taraf hayatını kaybederken diğer taraf vicdanını kaybetmiş.



11 Mart 2023 Cumartesi

Nereye esiyor bu rüzgar?
Yönüm nerede?
Güneş doğacak mı, karınca yuvası mı şu gördüğüm?
Yaprakların hışırtısı kulağımda, ayağımda sararan yaprak örtüsü,
Çepe çevre saran serinlik, ellerim üşüyor.
Nereye çevirdim dümeni,
Nereden çıktı bu dalga?
Alabora oldu bu gemi, battık çoktan.
Ve kimse farketmedi.
Sessizce öldü ruhum.
Solgun bir gülümseme kaldı dudaklarımdan geriye.

6 Mart 2023 Pazartesi

 Kin tutamam ben. Hiç sevmediğim birinin yardıma ihtiyacı olduğunu görsem, yardım etme hissi ağır basar içimde. Hiç tanımadığım bir insan için bile üzülürken tanıdığım birinin acısını yok sayamam. Affederim. En sevdiğim özelliğim bu sanırım. 
 Biri ile artık konuşmuyorum diye aynı hisle senelerce kalamam ki. Çünkü her gün biraz daha değişiyor düşünceler ve yaşamı insanın. Önemli dediğin şeyler önemsizleşebiliyor. Duygular değişiyor. Artık o eski iki kişi olmadığını biliyorsun. 
 Birinden uzak durmam gerekiyorsa dururum. Ama yarın bir gün başına kötü bir şey gelir ve bunu bir şekilde bilirsem, bir yabancıymış gibi dönüp gidemem. Anlatabiliyor muyum?
 Bu, o kişilere duyduğum farklı bir duygusallıktan değil, hayatıma girmiş her insana duyduğum saygı ve hepsinin bugünkü ben'in inşaasına katkıda bulunmasının kıymetinden kaynaklanıyor. Saygıyı yitirmeden uzaklaştığım her insan benim için kıymetlidir. Kin tutamam. Karşımdakinin de aynı olgunlukta beni karşıladığını bilmek, eski iki arkadaş gibi ayaküstü sohbet edebilmek, seneler sonra mutluluğunu görmek beni de mutlu eder. 

12 Şubat 2023 Pazar

6.02.2023

 6 Şubat hepimizi yıktı. Bu yıkımı asla unutmayacağım. Bu ülkenin bu kadar çaresiz ve yalnız olduğunu düşünmek istemiyorum. Çok öfkeliyim. Bize bir kere verilen hayatlarımızın elimizden göz göre göre rant için alınmasını affetmeyeceğim. Bizi bu enkazda bırakanları unutmayacağım. Bir lütufmuş gibi "İmar Barışını" kabul ettiğini duyuran, o af yüzünden binalar başımıza çöktüğünde insanların acısına "kader planı" deyip gidenlere nefretim soğumayacak. Gerçek suçlular kamera önünde yalanlar söylemeye devam ederken, bizler yardım çığlıklarıyla tek yürek olup sesimizi duyurmaya çalıştık. Uzakta da olsak, ülkenin her yanından el ele kilometrelerce uzandık aynı yere, hem yaraları sarmak için hem de ölüleri kefenle. Ama yine de kendi hayatlarımızı yaşamaya devam etmekten, şimdilik başımıza yıkılmayan dört duvarımızda sıcakta oturabildiğimiz için utanır olduk. Kat kat giyinip dışarı çıktığımızda üşüdüğümüz için sıcak bir şeyler yiyebildiğimiz için utanır olduk. Asıl utanması gerekenlerin yerine...
 Çok değil 1 hafta önce o insanlar son yemeklerini yiyip ebedi uykularına yattılar. Ne umutlar, ne hayaller, ne hikayeler yarım kaldı. En güvendiğin, evim dediğin yuva bildiğin yer bile başına yıkılıyorsa, nereye sığınabilir ki bir daha insan? Sevdiği herkesi kaybetmişken hangi güçle yaşayabilir bir insan?
 Geri kalanlar sıfırdan başlayacak hayatlarına. Bunları gördükçe mal mülkün ne kadar boş, dert dediğimiz küçük şeylerin ne kadar önemsiz olduğunu bir kez daha anladım. En güvenli alanım odamda bile güvende olmadığımı, belki de 1 saat sonra her şeyin yerle bir olabileceğini fark ettim. Sevdiklerini aradığında onlara ulaşabilmek ne kadar da kıymetliymiş. Kalp kırmamak gerektiğini, birinden nefret etmek veya küs kalmak için hayatın çok kısa olduğundan bir kez daha emin oldum. İlk defa sokağa çıktığımda çoğu insanın gözünde aynı üzüntüyü gördüm ben. Bunu asla unutmayacağım. Tanımadığımız insanların acısına ortak olup yine tanımadığımız insanlara sarılarak göz yaşı döktük. Aynı acıyı paylaşan milyonlara ilk defa yakından şahit oldum. 6 Şubat enkazında birbirimize tutunmamızı, birbirimizin sesi olmamızı asla unutmayacağım!
6 Şubat faciası bir ihmaldir. Bu bir toplu katliamdır. Bu katliamda parmağı olan herkese hesabını soracağız!

1 Şubat 2023 Çarşamba

 Anıları deli gibi özleme hastalığı varsa eğer ben bu hastalığa yakalandım kesin. Bir an geliyor, sadece fotoğrafların içinde yaşarken buluyorum kendimi. O anıları hatırlayıp fazlasıyla özlem duyuyorum. Bir daha aynısını yaşayamayacak olmanın hüznü mü yoksa daha iyisini yaşayabilirdim pişmanlığını mı hissediyorum bilmiyorum. Bildiğim tek şey, özlemin ağırlığı altındaki derin keder hissi. Anların güzelliğine daldıkça, şu an yaşadığım hayatın boşluğu içinde yankılanıyor mutsuzluğum. Önümde çok zaman varmış ama bir daha o anlar gibi de mutlu hissedemeyecekmişim gibi... 
Hiçbir yere ait olamayıp eksik hissedecek gibi...

22 Ocak 2023 Pazar

Bakmak ve Görmek

 Hepimiz farklı bir hayat karmaşası içindeyiz. Aile sorunları, kariyer sorunları, sağlık sorunları, maddi sorunlar, arkadaş, eş-dost sorunları... Bitmeyen sorunlar içinde uğraşıp duruyoruz. Her gün yeni bir sorun getiriyor beraberinde. Bir şeylerin sınavını veriyoruz kendi yolumuzda. Sorunları dert ediyoruz. Durup durup kafamızda büyütüyoruz. Hayatı kendi kendimize zorlaştırmayı öğrenmişiz çünkü. Basit yaşamak değil, dayatılanı yaşamaya alışmışız. Peki, sorun dediğimiz şey gerçekten de bir sorun mu?
 Hayatında hiç sorun olmadığını düşünsene, hiç stresin yok. Her şeyin normal gitmesi garip gelirdi muhakkak. Ben sorunsuz bir dünya olabileceğini sanmıyorum. Kimsenin de hayatı dört dörtlük ilerlemiyor zaten. Yaşadığımız müddetçe hep bir şeylerle uğraşıp bir şeylerden memnun olmayacağız. Hayatın neresinde olursak olalım, ancak sorun var oldukça bir şeylerin kıymetini anlayabileceğiz. Ama sorunu sorun olarak gördükçe mutsuz olacağız. Sorunu çözebileceğin ve ders alıp yoluna devam edebileceğin bir aşama olarak gördüğünde bir şeylerden zevk almaya hatta belki de kendini sevmeye başlayacaksın.
 Hep aynı yere baktıkça kör olur insan. Kaybolur. Hayat bir bilmece, çözümü ise bakış açını değiştirmek. Sorunu görmezden gelme tabii, çünkü sen ancak onu hayatında tecrübe olarak kabul etmeye başladığında devam edebileceksin. Akışına bıraktığında açılacak sana kapılar. Zorladıkça ve kabul etmedikçe ilerleyemezsin. Ya elinde kalır ya da aklında. Unutma! Eğer nasıl bakacağını bilirsen, görmeye başlarsın. Hayat o kadar güzel ve basit ki her yeni gün bir sorun olduğu gibi, her yeni gün çözümlemek ve başarmak için de bir şansı beraberinde getiriyor. Önemli olan nasıl baktığındır.

19 Ocak 2023 Perşembe

Aniden bir fotoğraf düşüyor önüme,
Bakıyorum...
Zamanın nasıl da bizden ömrümüzü çaldığını düşünüyorum.
Mutluluğumuzu, gençliğimizi, hevesimizi..
Zamanın her şeyi elimizden nasıl çekip aldığını görmek sinsi bir hoşluk veriyor.
Bazı fotoğraflar canımı acıtsa da, 
Bir gün bu anıların canımı acıtacağını bile bile bir tuşla durduruyorum tekrar anı.
Çünkü yaşanmışlık çok anlamlı,
Her şey bitse bile onlar hep o anda.
Hep o neşeli halleriyle güzel bakıyorlar bana bir karenin içinden,
O anki hislerini, şanslı olduğunu hatırlatmak için oradalar.
Üzülme, çok mutluydun diye bağırmak için buradalar,
İyi ki diyebilmen için.
Zaman henüz onları senden almadan önce o anda sonsuza denk donmuşlar.